Menu Close

SELANİK’E GİDEN YOL – PART 3 – ALEXANDROUPOLIS-KAVALA

Sabah, yataktan çıkmak tabii ki zor oldu, hangi gün kolaydır ki? Kalktım, yatağın üzerindeki eşyalarımı çantalara yerleştirdim ve kahvaltı için lobiye indim. Açık büfe kahvaltıdan kast edilen iki dilim peynir, biraz tereyağı ve reçel ve birkaç dilim ekmekten oluşan kahvaltımı ettikten sonra, daha önceden, harita üzerinde işaretlediğim, bike-center isimli mağazaya uğradım, önceki gün yarılan arka lastiğimi değiştirmek için. Bike-center, Alexandroupolis için çok ciddi bir imkan bence. Selanik-İstanbul arasındaki tek Shimano yetkili servisiymiş. Burada, arka lastiğimi bir Continental GP 4000 II S ile değiştirdim. Aslında yarış amaçlı bir lastik olduğunu biliyorum, ve gerçekten şimdiye kadar gördüğüm en yumuşak hamura sahip; ancak Selanik’te birkaç yüzeysel çizikten başka bir hasar almamıştı, ve Alexandroupolis’te şişirildikten sonra hiç patlamadı. Zaten Transcontinental Race yarışçılarından aldığım yorumlar hızlı olduğu kadar dayanıklı da olduğu yönündeydi, bunu ben de 300 km den fazla yol yaparak doğrulamış oldum.

Hem telefonla konuşuyor, hem lastiğimi değiştiriyor.

Lastiği değiştirdikten sonra, vakit kaybetmeden, Makri yönüne doğru pedallamaya başlıyorum. Yol, Makri’ye kadar, neredeyse tamamen düz, ve trafik yok denilecek kadar az. Makri’deki kavşaktan sonra ise, yılan gibi kıvrımlarla, 270 m irtifaya tırmanılıyor. Burada yol, alttan geçen otoyola, yılan gibi sarılmış durumda. Dağların arasından, neredeyse hiç değişmeyen, tatlı bir eğimle tepeye tırmanıyor, ve daha sonra otoban kenarındaki yan yollardan, Komotini ve Xanthi’nin bulunduğu ovaya iniyorum. Geçtiğim yol, Roma İmparatroluğu zamanında, şu anda Arnavutluk’taki Durres kentinden, İstanbul’a kadar giden Via Egnatia’nın üzerine kurulmuş, hala da kalıntıları yol kenarlarında görmek mümkün.

Read more

SELANİK’E GİDEN YOL – PART 2 – ÇORLU-ALEXANDROUPOLIS

İkinci güne başlarken öyle pek de bitik hissetmiyordum kendimi. Sabah kahvaltı için yan komşudaydım. Biraz tembellik edince, bisikletin üzerinde yerimi almam 9:30’u buldu. Bu günün ilk 40 km’lik kısmı, taş kamyonlarının mahvettiği asfaltımsı yollarla, stabilize/çakıllı yollarda geçti. Köyden çıkar çıkmaz, daha 1 km bile olmamıştı ki, ara yolda, bisiklet üzerindeki ağırlığımı lastiklere eşit dağıtmak için ayakta giderken, arka tekerden gelen “pof!” sesiyle durmak zorunda kaldım. İnip baktığımda, arka lastiğimin, bıçak gibi keskin çakıllar tarafından, yanak kısmından yarıldığını gördüm.

Keskin taşlar ve yarılan lastik.

Yarılan lastiğimle yola devam edebilmek için “boot” etmem gerekli. Burada, nereden aldığımı hatırlayamadığım bir tavsiye günü kurtardı: küçük pompamın etrafına, bir kaç tur gri bantlardan sarmıştım. Bu bantları, lastiğin içine yamayarak, iç lastiğimi de değiştirdikten sonra (yama yapılacak durumu yoktu, oldukça büyük bir yarık açılmıştı) tekrar şişirip yola devam ettim. Fakat, çok geçmemişti ki, arka lastiğimin tekrar indiğini farkettim. Herhalde “boot” pek işe yaramamış olaacaktı ki, tekrar lastik patlamış ve tekrar inmişti. Lastiği tekrar tamir ederek, yola tekrar devam ettim. Tekirdağ cezaevi’ni geçtiğim noktada, bir benzinci gördüm, ve durup, yanımdaki küçük adaptörle lastiğimi doğru düzgün şişirmeye karar verdim; fakat durduğumda gördüm ki, o minik adaptörü de kaybetmişim.

Read more

© 2016 FloresanAdölesan. All rights reserved.

Theme by Anders Norén.